Suç ve Ceza

Bir Ali Değer Özbakır ve Özgür Kayacık ortak çalışmasıdır.

Bir süredir dağcılık çevrelerinde, son iki haftadır da ana akım medyada Türkiye dağcılığını ilgilendiren bir haber dolaşıyor1 : Dört dağcı “2010 yılında Cilo Dağı’na izinsiz çıktığı” gerekçesi ile Yüksekova Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve geçen hafta açıklanan kararda dört dağcı üçer ay hapis ve 450’şer lira para cezasına çarptırıldı, cezaları 5 yıl süreyle ertelendi. Ceza alan dağcılar kararın haksız olduğu gerekçesiyle temyiz için Yargıtay’a başvurdu.

Etkinlik sonrası dağcılardan Hacı Tansu 2, kendi kulübü olan Zirve Dağcılık Kulübü Genel Merkezi’ne etkinlik raporu gönderince durumdan haberdar olan Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) askerî otoritenin de konuyu öğrenmesi sonucunu doğuran bir eylemde bulunmuş (Hacı Tansu tarafından verilen haberlerde bu “ihbar” olarak nitelendirilmiş ancak TDF bunun ihbar değil “soru sorma amacı taşıyan bir başvuru” olduğunu belirtmiştir) ve sonuç olarak Hakkâri Jandarma Komutanlığı tarafından Hakkâri Valiliği’ne suç duyurusunda bulunulmuştur.

İlk bakışta olay, suç olan bir eylemi yapanların mahkemelerce cezalandırılması gibi görünmektedir. Öyle ya mahkeme ‘askeri güvenlik bölgesinin ihlali’ne hükmetmiştir. TDF Başkanı Alaattin Karaca’nın hakkındaki iddialara karşı savunması da budur.

Ancak işin iç yüzü o kadar da açık değil.

TDF’ye bağlı Zirve Dağcılık Kulübü’nün Genel Başkanı Orhan Kozan dava açıldığı tarihte dağcılık kamuoyuna konuyla ilgili yaptığı açıklamada3 şöyle diyor: “Valilik başkanlığında toplanan İl Mera Komisyonu Tavsiye Kararları ile bazı yasak bölgeler belirli aylarda ve dönemlerde, hayvancılık için açılır ve yerel halk bölgeye rahatça girebilir“. Tansu, bölgenin valilik kararıyla serbest bırakıldığı dönemde bölgede yürüyüşler yapmış. Ancak, Tansu ve arkadaşlarının yargılandığı faaliyet -kendisi farkında olmadan- bölgenin yasak kapsamına tekrar alındığı sırada gerçekleşmiş. Tansu: “Jandarma Komutanlığı biz dağcılara ve vatandaşlara her zaman günübirlik idari yerel izin veriyordu. Ama bu sefer şikayet söz konusu olduğu için işlem yaptılar” diyor. Konuya şeklen yaklaştığımızda, kanunu bilmemek mazeret sayılmayacağı gibi yasağın başladığını bilmeden bölgeye girmek de cezayı ortadan kaldırmayacaktır. Bu anlamda mahkeme doğru karar vermiş gibi görünmektedir. Mahkeme de zaten olayın hataen gerçekleştiğini kabul edip cezanın ertelenmesine karar vermiş, bir anlamda cezayı ‘SON UYARI’ seviyesine indirmiştir.

Haberde yer alan sıkıntılı bir ifade “Cilo dağına tırmanış” konusudur. Bilindiği gibi, “Cilo Dağı” diye bir yer yoktur, “Cilo Sıradağları” vardır. Ve Cilo Sıradağları pek çok farklı isimde zirve barındırır. Eğer haberciler Tansu’ya hangi zirveye çıktığını sormuş olsaydı, Tansu “Hiçbirisine!” diye yanıt verecekti. Çünkü ekip, 2010 yılında yalnızca, Mergan yaylası ve çevresindeki bir dizi buzulda keşif ve doğa yürüyüşü yapmış ve kulüplerine bunu rapor etmişti.

Şimdi mahkeme tarafından verilmiş ve temyiz edilmiş kararı bir kenara bırakalım. Olaya “özgürlükler” açısından yaklaşalım. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23. maddesi “Herkes, … seyahat hürriyetine sahiptir” demektedir. Şu açıktır ki Cilo Sıradağları için getirilmiş yasak seyahat hürriyetini kısıtlamaktadır. Hepimiz biliyoruz ki getirilen seyahat kısıtlamasının gerekçesi yurttaşın bu bölgede devlet tarafından ‘korunamayacak’ olması, yani devletin aczidir. Acı ama Devlet, bu bölgede vatandaşı koruyamayacağını bildiğinden ‘bari gitmesin’ diyerek yasak getirmektedir ki bu çok hatalıdır. Olması gereken Devletin vatandaşın canını ve malını ülkenin her yerinde korumasıdır, bu bir Devletin en temel sorumluluğudur. Bunu yapamıyorsa bile vatandaşa riskli bölgeye girme özgürlüğü tanınmalı, riskler anlatıldıktan sonra, sorumluluğun vatandaşın kendisinde olduğu bildirildikten sonra izin verilmelidir. Nitekim 2002 yılında ATLAS & İTÜDAK Cilo Sıradağları Ekspedisyonu için bu izin yine yasağın geçerli olduğu bir dönemde verilmişti. Olması gereken de budur. Yasaklayıp yasağa uymayanı cezalandırmak yerine denetimli bir serbestlik oluşturmak demokratik bir devletin sorumluluğudur.

Şimdi isterseniz TDF’nin olaydaki rolüne bir bakalım: TDF, 2010 yılında Cilo Dağları’nda bir eğitim yapmayı yıllık faaliyet planlarına koymuş ve gerekli izinler için yetkili makamlara müracaat etmişti. Fakat izinler alınamadı4. TDF başkanı Alaattin Karaca, Tansu’nun faaliyetinden haberdar olduklarında ilgili makamlara, onlara izin verilirken, kendilerine niçin verilmediğini sorduklarını belirtiyor 5. TDF’nin Tansu ve arkadaşlarının izinli gidiyor olduğunu düşünüp sırf merak ettikleri için ilgili makamlarla irtibata geçtiklerini düşünemiyoruz. Askerî otoritenin, TDF’ye izin vermemişken Tansu ve arkadaşlarına kıyak geçtiklerini düşünmek biraz garip olurdu. Hürriyet Gazetesi’nde yer alan haberde Karaca’nın bazı cümlelerini aktarmak istiyoruz: “Biz hiç bir dağcıyı ihbar etmedik”,”Ceza alanlar aynaya baksın”,”Kanunlara ve yönetmeliklere aykırı davranan yetkili makamların yasak ve emirlerine uymayan, federasyonu hiçe sayan hiçbir kulüp veya sporcuyu da şimdiye kadar korumadık korumayacağız.” Evet, sporcular yasaları çiğnemiş olabilirler, fakat hangi sâikle suçlu duruma düştükleri bizce çok önemli. Yukarıda alıntıladığımız e-posta iletisinde Orhan Kozan yapılan faaliyeti şu şekilde nitelemiştir: “Hakkâri ve bölgenin tanıtımına adamış olan ve bu konuda iki rehber kitaba da imza atan Hacı Tansu tamamı ile safiyane duygular ve bölgede sevilen, sayılan kişiliği ile Hakkâri’ye ve dağlarına olan sevdasını, ülkemizin her köşesinde yaşayan ve Hakkâri’ye özlem duyan doğaseverlere açmaya çalışmaktan ve paylaşmaktan başka bir suç işlememiştir.” Açıkçası biz ve bizim gibi Cilo Dağları’na özlem duyan yüzlerce doğasever için Tansu’nun yaptığı faaliyetler ve çektiği fotoğraflar çok kıymetlidir. Ve biz bu faaliyetin saf dağcılık saiki ile yapıldığı konusunda Kozan’la hemfikiriz.

Federasyon ve ona bağlı olan bir kulübün birbirleriyle iletişim kurup sorunu çözmek yerine, hukuka akseden bu problemle karşı karşıya kalması epey garibine gidiyor insanın. TDF mevzuatları arasında “Ana Statü” dokümanına6 hızlıca göz atarsak, İkinci Bölüm’de ve 6. Madde kapsamında bizim dağcılık federasyonumuzun görevlerini bulabilirsiniz. Bunlardan bizce konuyu ilgilendiren alt maddeleri sıralarsak:

b) Dağcılık spor dalının yurt düzeyinde dengeli bir şekilde yayılıp gelişmesini sağlamak,…
g) Kulüpler veya Federasyon temsilcileri (yani Federasyonun yurtiçi teşkilatını oluşturan il ve ilçe temsilcilerini) arasında doğabilecek teknik uyuşmazlıkları çözümlemek.

Bizim ilgilendiğimiz kapsamda bu konuyu değerlendirirsek (b) dağcılık faaliyetlerinin geçici güvenlik bölgesi halini de dikkate alarak Hakkâri’de de yapılabilmesini, ve (g) çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesini ilgilendiriyor. Yani olay yargıya intikal etmeden önce konunun tartışılması ve olası sonuçlarının irdelenmesi gerekirdi. Bu bağlamda Karaca’nın twitter hesabında söylediği (bir harfini bile değiştirmeden) “Kanun,yönetmelik, yasak dinlemeyeceksin yargıda gereğini yaptığında TDF yönetimini suçlayacaksın. Bunu Allahta kabul etmez kulda” ifadesini şaşkınlıkla karşılıyoruz. Bununla birlikte aynı ortamda paylaştığı “Biz hiçbir dağcıyı ihbar etmedik” sözlerini de samimi bulmuyoruz. İhbar etmek, bizzat savcılığa suç duyurusunda bulunmak olarak algılanmamalı. “İhbar” sözcüğü zaten başlı başına Arapça ‘haber’ ile aynı kökten gelmektedir ve “birilerine birşeyi duyurmak” demektir. Karaca’nın askerî otoriteye “bakın onlar gitti/bize niye izin vermediniz” ifadesi savcıya değilse bile askerî otoriteye ‘ihbar’dır ki askerî otorite de sorumluluğunu yerine getirip savcılığa ‘ihbar’ yapmıştır. Alaattin Karaca’nın bu sonucun doğacağını öngörmeden bu bildirimi yaptığını düşünmek Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlık koltuğunu dolduran kişiye hakaret ve saygısızlık olur.

Biz TDF yönetimini olayı yukarıdaki maddeler kapsamında çözemediği için sorumlu tutuyoruz. Daha önce yine dağcılık federasyonu başkanının Ağrı’da kaybolan bir dağcı için verdiği demeci konu alan yazıda7, başkanın genel tutum ve yargılarının ötekileştirici, azarlayıcı ve buyurgan özelliklerine dikkat çekilmişti. Bizce çağdaş bir dağcılık federasyonu kendine yakın olsun ya da olmasın mağdur olan (ve ele aldığımız örnekte iyi niyetli bir) dağcıyı kurtarmak ve kollamak için çaba göstermelidir. İnsana değer veren her birey ve kurumun asli sorumluluğu budur.


  1. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25615683.asp, http://www.zaman.com.tr/gundem_ciloya-tirmanan-dort-dagciya-hapis-cezasi_2194301.html, http://www.sabah.com.tr/Yasam/2014/01/19/dagcilara-3er-ay-hapis-cezasi, http://www.iha.com.tr/dagcilara-hapis-soku-gundem-324644 
  2. Davalılar arasında bulunan Hacı Tansu, Hakkâri’nin doğa sporları potansiyeline büyük katkılar yapmış ve yapmaya devam eden bir dağcıdır. Hacı Tansu’nun internette yer alan fotoğraf albümüne bu linkten ve davaya konu olan faaliyetin TAKOZ dergisinde çıkan yazısına ise bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 
  3. Kozan, O., 7 Ocak 2010, YTUDAK e-posta listesi. 
  4. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25615683.asp 
  5. http://www.tdf.gov.tr/?p=6187 
  6. http://www.tdf.gov.tr/wp-content/uploads/ana_statuyeni.pdf 
  7. https://dagdelisi.wordpress.com/2013/11/19/dag-kazalarinin-musterileri/ 

Yorumunuzu buraya bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s