Eğri Tepe. Kısım IV: Son

Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz.
Şeylerin yalnız adı var. Ve: ‘Ad evdir.’ (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. Buydu bizim kendine
sonsuz olanı duyduğumuz. Nesneler ki zamanda vardır. Terziler çıracısı Hermüsül
Heramise’nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. Yağmur yağmamazlık edemez. Taş,
düşmemezlik.

Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşunkalem kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz
budur.

Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye,
çalışacağım.

dün dağlarda dolaştım evde yoktum

İlhan BERK

Advertisements

National Geographic Türkiye arşivindeki dağ ve dağcılık yazıları

National Geographic Türkiye dergisinin geçtiğimiz üç ay boyunca verdiği 2001 – 2012 yılları arasındaki tüm sayılarını içeren arşiv DVDlerini karıştırmak ne zamandır aklımdaydı, lakin bir türlü vakit bulamamıştım. Dün gece uykumun da olmamasından doğan zamanda biraz eski dergileri karıştırdım. Epey eğlenceliydi. Bir de dergileri içinde arama yapmak da mümkün olunca ben de “Dağcı”,”Dağcılık” ve “Tırmanış” kelimelerini aratıp ilgili yazıları sıraladım. Sonuçta hepimizin faydalanabileceği bir okuma listesi çıktı ortaya. Bu yazılardan bazıları ben de zaten var, ama olmayanları da Kadıköy’deki sahaflardan toplayabileceğim bir liste oluşturmuş oldum. İşte liste:
Yazının devamı için tıklayın

üç sikke, yarım ip, bir de keser (Mustafa)

Burada anlatacaklarım Direktaş’ın dihedral rotasını 1940lar stili çıkışımızın hikayesidir. 40lar stilinden kastım az miktarda ve modası geçmiş bir ekipman (= keser) kullanmamızdan kaynaklanıyor. Faaliyetin raporunu vaktiyle Alper kaleme almıştı (Rapor halen İTÜDAK web sayfasında bulunmaktadır link). Ben de yazının önemli bir kısmını Alper’den alıntılayacağım (italik blok yazı tipi), ancak bazı yerlerde ek bilgiler ve anekdotlarla besleyerek. Bu faaliyetten dönüşümüzün üzerinden tam on yıl geçmiş bugün. Bana “tırmanış”ın ne kadar doğal ve kendi kendine çabucak yeşerebilen bir eylem olduğunu hatırlattığından dolayı bu hikayeyi dağ delisinde de paylaşmak istiyorum .

Direktaş (3510 m)

Direktaş (3510 m), Aladağların kalbinde çepeçevre zirveler ve yüksek sırtlarla çevrili yedigöller bölgesinde yer alır ve platonun içerisinde, duvarlardan kopuk konumuyla sanki dış savunma duvarlarının içindeki bir kale gibi yükselir. Dağın ilk çıkışı 1938 yılında Avusturya – Alman dağcılık klubü üyelerince yapılmıştır (Tüzel, 1993). Fotoğrafta görülen belirgin yarık kuzeydoğu “dihedral” rotası. Dihedral iki yüzü olan ya da iki düzlem içeren şekil demek; mesela açık kitap. Rotanın ilk çıkışı ise 1955 yılında İtalyan Alpin Klübü üyelerinin bölgeyi ziyaretleri sırasında gerçekleşmişti (Tüzel, 1993). İlk Türk çıkışı ise 1996 yılında Tunç Fındık ve Efecan Aytemiz tarafından yapılmış (Fındık, 2001). Fotoğraf: İTÜDAK arşivi. Direktaş’ın daha birçok harika fotoğrafı için su-meru’nun galeri kısmında Aladağlar – Yedigöller bağlantısından gidebilirsiniz.


Yazının devamı burada!

Erciyes şokta

Bu sabah “Erciyes dağına yılda 2,000 kişi tırmanıyor” başlıklı bir habere rastladım. Haberin içeriğinde başlıktan farklı olarak ufak bir değişiklik yapılmış ve yılda 2,000 kişinin zirve yaptığı bildirilmiş. İstatistiğin kaynağı Kayseri Dağcılık İl Temsilcisi. Bu büyüklükte ve farklı tırmanış çeşitlerini tatbik edeceğiniz bir dağ için, dünyada dağcılık kültürünü özümsemiş toplumlar için yılda 2,000 küçük bir oran olmasına rağmen, kanımca Türkiye için oldukça ciddi. Buradan hareketle Türkiye dağcılığının gelişmişliği/geriliği ile ilgili yorumlarımı ileriye sakladığımdan dolayı bu kısa yazıya konu etmeyeceğim. Dikkatinizi çekmek istediğim konu başka. Erciyes üzerinde açılmış toplam altı tane rota var (link). Bunlardan başlıcaları Doğu çanağındaki sırt rotası, Nesrin Topkapı kulvarı, Şeytan deresi (kulvarı) ve kuzeydeki buzul rotası. Bu arada Nesrin Topkapı demişken, bu kulvar rotasının muzip isim hikayesini de aktarmak isterim (fakat ilgili internet bağlantısını bulamadığım için buraya ekleyemiyorum). Kısaca hikaye yılbaşında Erciyes’e tırmanan ekibin başından geçiyor ve rotanın adı ekip üyelerinden birinin evde oturup TRT’nin meşhur dansözü Nesrin Topkapı’yı seyretmek varken niçin dağda olduklarından hayıflanması üzerine konuyor.
Yazının devamı için tıklayın

Günün tırmanışı: Ogre (7,285 m)

Ogre, peri masallarındaki dev anlamına gelir. Bu çirkin, iri yarı, kaba ve insanları gördüğünde iştahı kabaran yaratık birkaç dağa da, çirkin ve kaba sıfatlarını çıkartırsak, aynı masalsı özelliklerinden dolayı isim olarak verilmiş. Bunlardan ilki Bern Alperlerindeki meşhur Eiger (3970 m). Diğer bir ogre ise Karakorum dağlarında, Biafo buzulunun kuzey doğusunda kalan bölgede Latok sivrilerinin yanında yer alıyor. Conway, 1892 dünyanın ilk Himalaya (aslında Karakorum) dağcılık ekspedisyonu esnasında, Biafo buzulu civarından geçerken bu ismi vermiş dev kaya kulesine (1, p.386). Fakat o ogre “Conway’in ogresi” olarak kalmış. Yerel dildeki adı Uzum Brakk (6422 m); brakk dağ demek; Uzum ise muhtemelen uzun. Diğer Ogre’ler Uzum Brakk buzulunun karşı tarafında yer alıyorlar [2, sırt ve morfoloji krokisi.] ve yüksek olanının yereal adı Baintha Brakk (yani Ogre I). Bildiğim kadarıyla Uzum Brakkın henüz çıkışı yok, fakat Baintha Brakk’ın var hem de üç tane.

Yazının devamı için buraya tıklayın

2012 …

2011 yılı için derleyerek başladığım dünya dağcılığı özetlerini gelenekselleştirmek için bu sene de paçaları sıvadım! Yazıya başlamadan önce alpinist ve planetmountain sitelerinde 2012 yılında haberi yapılan tüm tırmanışları sıraladım. İnanın hepsi birbirinden inanılmaz tırmanışlarla, pek verimli geçmiş 2012. Fakat geçen sene olduğu gibi, zaman darlığı sebebiyle, birçok tırmanışı bu yazıda konu edemeyeceğim. Eğer itirazınız olursa belirtin, emin olun dikkate alırım. Tırmanışları seçerken mümkün olduğunca dağcılığın genelini ilgilendirmesi ölçütünü kabul ettim. 2012 yılını dağcılık açısından özetleyecek iki nitelik saymak gerekseydi şahsi fikrimce biri “kayıplar” diğer ise “tartışmalar” yılı olurdu.

Simone Moro'nun Everest'e tırmanan rehber ve dağcılardan oluşan kuyruğu çektiği fotoğraf herhalde 2012'nin en meşhur görüntülerinden biri olarak hafızalara kazınacak. 25 ve 26 Mayıs tarihlerinde 150 kişinin dağın zirvesine ulaşması suretiyle dağ istem dışı bir rekora sahne olmuş bulundu.

Foto 1. Simone Moro’nun Everest’e tırmanan rehber ve dağcılardan oluşan kuyruğu çektiği fotoğraf herhalde 2012’nin en meşhur görüntülerinden biri olarak hafızalara kazınacak. 25 ve 26 Mayıs tarihlerinde 150 kişinin dağın zirvesine ulaşması suretiyle dağ istem dışı bir rekora sahne olmuş bulundu. Kaynak: planetmountain. Fotoğrafı çeken meşhur dağcı Simone Moro, Everest için bir “eğlence parkı” yakıştırmasını yaparken, linkteki yazı tüketim çılgınlığının ve bunu sömüren ticari turların sebep olduğu olayları bir kez daha bize hatırlatıyor. Size sormak istiyorum, hayattaki en büyük tutkunuz dağcılık olsaydı acaba fotoğraftaki kuyrukta olsanız ne hissederdiniz?


Yazının devamı için tıklayın

Başarı?

Bu sezon Karakorum’da K7 (6934 m) ve Ogre 1 (7285 m) dağlarında yeni rotalardan çıkıldı. K7 tırmanışını Kennedy, Dempster ve Novak gerçekleştirirken, Ogre ekibinde Novak yerine Wharton yer aldı. Habere Alpinist dergisindeki bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Tırmanışı yapan çekirdek ekipden Kennedy, geçen kış Patagonia’nın meşhur Cerro Torre (3128 m) kulesini tırmanış arkadaşı Kruk ile birlikte, 1970 yılında Maestri ve ekibinin yerleştirdiği ve dağcılığın yüz karası sayılan boltları mümkün olduğunca az kullanarak tırmanmış ve iniş esnasında da bu boltları sökmüşlerdi. Alpinist’te yer alan rapor biraz can sıkıcı türden. Çünkü Ogre dağında beyin ödemi geçirmekte olan Wharton’un nasıl zirve uğruna geride bırakıldığı anlatılıyor:

“Wharton gece boyunca mücadele halindeydi; yüzü şişmiş ve kasılmış biçimde nefes alıyordu. Gece boyunca öksürdü ve bir defasında ağzından kan geldi. Wharton’un kısmen beyin ödeminden muzdarip olduğu takım için açıktı. Hava gece boyunca kötüleşti ve, takım arkadaşlarının kötüleşen sağlığı karşısında bir dönüm noktasına gelindi. Dempster ve Kennedy sonunda Wharton’ı çadırda bırakıp zirveyi denemeye karar verdiler ve zirveye kadar olan son 350 metreyi zorlamaya başladılar.

Dempster:
“Belki de zirve Hayden [Kennedy] ve benim gözümüzü karartmıştı, belki de Josh’ın [Wharton] ‘siz gidin’ demesi salakça bir karardı. Üçümüz ‘dağda bir arada kalın’ mantrasının dışına çıkmıştık ve hakikaten bu kararımızın dikkatlice incelenmesi gerekir. Ancak, dağlarda ve dağlardaki maceralara atılmak için seçtiğimiz insanlarla birlikte her an, sürekli surette kendimiz ve çevremize karşı uyanık olmalıyız ve bu algılarımızı bildirmeliyiz. Eğer Josh aşağı inmemiz gerekir deseydi, Hayden ve ben muhakkak bunu yapardık. Eğer Hayden ve ben Josh’ın arkada kalmasının iyi bir fikir olmadığına veya geri kalan zirve yolunun çok zor olduğuna dair yeterli kannate varsaydık, aşağı inerdik. Eğer herhangi birimiz koşullar konusunda farklı hissetseydi, o an verdiğimiz kararı vermezdik. Dağlarda her an farklıdır, her karar kendine mahsustur, ve üçümüz tarfından alınan bu [karar] da bize münasip gelmiştir.”

Şimdi soruyorum:
Siz yüksek irtifa beyin ödemi ile cebelleşen arkadaşınızı arkada bırakıp, zirveye gider miydiniz? 350 metre kalmış olsa bile? O durumdaki bir insana fikrini sorar mıydınız? Fikrinin sağlıklı olabileceğine inanır mıydınız? Teknik anlamda çok zor olan bu tırmanışı gerçekleştirmek, bu şekilde arkada bırakılmış bir partnerin durumuyla birlikte düşünüldüğünde “dağcılık etiği” anlamında nasıl bir başarıdır?

Kennedy ve Dempster raporlarında bir önceki tırmanışları için de şu sözleri sarf ediyorlar:
“Geçmişte bazı tırmanıcışlar K7’nin zirvesini kendi tatminlerine ulaşmanın bir yolu olarak gördüler. Bizim için, zirve can alıcı nokta değil, fakat 10 saat sürecek olan ip inişinin başladığı yerdi.”
“Kişisel tatmini K7’ye tırmanış süreci esnasında bulduk, özellikle Sloven tırmanış arkadaşımız [Novak] ile tırmanmak ve koşullar çığırından çıktığında bile onun dingin bilgeliğine haiz olmak ”

Ogre’de yaşanan olaylardan sonra bu sözlerin samimiliğine ne kadar inanılır?

Geyve’nin tırmanış rotaları nasıl doğdu?

Geçen son dört yılda birçok tırmanıcı için harika bir tırmanış bahçesi haline gelen Geyve’nin nasıl vücut bulduğunu sevgili dostum Dr. Kenan Akbayram’ın kaleminden okuyacaksınız. Fliş istifinin içinde yer alan kireçtaşı blokları dediğim zaman birçok kimsenin aşina olmadığı bir jargon kullandığımın farkındayım. Peki üzümlü kek içindeki üzümler desem? Ya da parça çikolatalı kurabiyenin çikolataları? Hakikaten bölgesel jeoloji anlatmak için evimizin kilerini ve mutfağını kullanmak hiç de abesle iştigal değildir. Netice itibariyle, dünya dev bir fırına ya da düdüklü tencereye benzetilebilir. Peki Geyve ile çikolatalı kurabiye arasındaki ilişki nedir diye soracak olanları işitiyor gibiyim: Geyve’deki dev kireçtaşları formasyonunun başka bir formasyon içine atılmış egzotik bloklar olduğunu okuyacak ve nasıl bir jeolojik evrim sürecinden sonra gün yüzüne çıktıklarını öğreneceksiniz. Kenan’a bu hoş ve bilgilendirici yazıyı kaleme aldığı çok teşekkür ediyor ve sizi Geyve’nin jeolojisiyle başbaşa bırakıyorum. — dağdelisi

Şekil 1. Geyve ilçesinin Umurbey Köyü yakınındaki gri kireçtaşı blokları ve içerisinde bulundukları kırmızı renkli derin denizel Geç Kretase yaşlı kireçtaşları (öndeki kırmızı alanlar). Ayrıntılar için metne bakınız. Fotoğrafın alındığı lokalitenin GPS değeri, UTM 36 T E 02 67525 – N 44 79 907.


2006 yılı yazı boyunca, yüksek lisans tezime yönelik olarak, jeolojisini incelediğim Sakarya’nın Taraklı-Geyve ilçeleri arasındaki alanda, kilometrelerce takip edilebilen birçok çökel kaya katmanı ve bağımsız devasa kütleler halinde gri renkli kireçtaşı blokları bulunmaktaydı. Tezimin yazımı aşamasında aynı çalışma odasını paylaştığım “dağ delisi” Ali Değer’e bu iri kireçtaşı bloklarının nasılda tırmanmaya uygun dik duvarlar oluşturduğunu anlattığımı ve resimlerini gösterdiğimi dün gibi hatırlıyorum (Şekil 1 ve 2). Ancak bir ornitorenk kadar tırmanış becerilerine sahip olan ben bile bu kireçtaşlarına tırmanmanın ve etrafı zirvelerinden seyretmenin zevkini tatmak istemiştim. Ve nihayet 2009 yılında Ali’den Geyve civarındaki bu blokların kaya tırmanışı camiasının ilgisini çekmeye başladığını öğrendiğimde yüzüme bir gülümseme oturdu. Ali’nin, bu blokların nasıl olup ta bulundukları yere geldiklerinin “dağ delisi” camianın merakını celbettiğini ve bu konuya dair bir yazı yazmanın faydalı olacağını söylemesi bu yazının hazırlanmasının nedenidir.

Şekil 2. Geyve ilçe merkezinden Sarıgazi Köyü’ne giden yol üzerindeki iri kireçtaşı bloğu. (GPS lokasyonu: UTM 36 T E 02 68475 – N 44 84 994).

Yazının devamı için tıklayın