Anaximander’in rüyası

Gündüz vakti rehberimiz güneş ışınları. Her şey açık ve aydınlık… Güneş gittiğinde ise onun yerini bilinçsizce yapılan yapay dış aydınlatma alıyor. Tek fırsatımız geceleri doğacakken, yıldızları ve gökyüzünü görme şansımız tamamen ortadan kalkıyor. Yıldızları unutuyoruz. Yapay ışık ve yaygın aydınlatma ile karanlıkta yakınımızdaki nesneler keskin biçimde belirirken, o anla birlikte uzak görüşü, yıldızların gösterdiği yolu (aslında uzaklık kavramını) da kaybetmiyor muyuz? Gökyüzünü unuttuğu zaman insan, mukayesenin, ‘insan durumunun’ en kat’i referansını ortadan kaldırdığında kendi kendisini tek efendi olarak ilan etmesi beklenmez mi? Öte yandan şehir ışıklarının bizi mecbur bıraktığı, ufuk çizgisinin altında seyreden bakışlar kendimizi geniş perspektiften değerlendirmemize engel değil midir –nasıl dar görüşlü bir efendilik kibiridir bu? Oysa düşünmek istediğimizde, zihnimiz meşgulken, gayriihtiyari kafamızı birazcık yukarıya kaldırmaz mıyız? Hafifçe gözlerimizi kısık düşünmez miyiz, düşlemez miyiz?
Karakaya5
Yazının devamı için tıklayın

Advertisements