Anaximander’in rüyası

Gündüz vakti rehberimiz güneş ışınları. Her şey açık ve aydınlık… Güneş gittiğinde ise onun yerini bilinçsizce yapılan yapay dış aydınlatma alıyor. Tek fırsatımız geceleri doğacakken, yıldızları ve gökyüzünü görme şansımız tamamen ortadan kalkıyor. Yıldızları unutuyoruz. Yapay ışık ve yaygın aydınlatma ile karanlıkta yakınımızdaki nesneler keskin biçimde belirirken, o anla birlikte uzak görüşü, yıldızların gösterdiği yolu (aslında uzaklık kavramını) da kaybetmiyor muyuz? Gökyüzünü unuttuğu zaman insan, mukayesenin, ‘insan durumunun’ en kat’i referansını ortadan kaldırdığında kendi kendisini tek efendi olarak ilan etmesi beklenmez mi? Öte yandan şehir ışıklarının bizi mecbur bıraktığı, ufuk çizgisinin altında seyreden bakışlar kendimizi geniş perspektiften değerlendirmemize engel değil midir –nasıl dar görüşlü bir efendilik kibiridir bu? Oysa düşünmek istediğimizde, zihnimiz meşgulken, gayriihtiyari kafamızı birazcık yukarıya kaldırmaz mıyız? Hafifçe gözlerimizi kısık düşünmez miyiz, düşlemez miyiz?
Karakaya5
Yazının devamı için tıklayın

Advertisements

Dağların buzuldan kalkanları

Fransız bir ekip Mont Blanc’ın kuzey yüzünde yer alan ve Chamonix kasabasına doğru ilerleyen Bossons buzulu üzerinde bir çalışma gerçekleştirdiler (link). Çalışmanın amacı buzul örtüsüne sahip olan ve olmayan bölgelerdeki erozyon etkinliğini anlamak. Diğer bir deyişle buzulların varlığı topoğrafyanın aşınmasını arttırıyor mu, azaltıyor mu? Bu soruyu cevaplayabilmek. Genel görüş, buzulların çok kuvvetli bir aşındırıcı olduğu ve dağları hızlı biçimde yonttuğu, derin ve “U” şeklinde vadiler kazarak kütle taşınımını arttırdığı yönündedir (Dağ delisi arşivindeki muhtelif buzul fotoğraflarını bakmak için linki tıklayabilirsiniz).

Mont Blanc dağı çok aşamalı başkalaşım geçirmiş bir temel kayaç grubuna sokulmuş granitten oluşuyor. Yani temel olarak birbirinden farklı iki grup kayaç var. Yukarıda belirlenen soruyu çözmek amacıyla ekibin kullandığı yöntem buzulun üzerinde (aşınmış ve) taşınan malzeme ile buzul altı derelerdeki malzemenin miktarını belirlemek ayrıca bu malzemelerinnin hangi kayaç grubuna ait olduğunu bulmak. Ardından bu ögeleri yaşlandırarak aşınan malzemelerin kaynağını saptamak. Basitçe özetlersek aşınmış malzemeleri, buzulun aşındırma faaliyetine yakın bölgeler ve buradan uzak bölgeler olarak ayırmak ve oranlamak. Çalışmanın sonuçları oldukça ilginç; makalenin öz kısmından aktaracak olursam: “Buzulun dil kısmındaki erozyon hızı, bitişiğindeki buzulsuz alanlara nazaran daha yavaş; su fazı içeren (ılıman) buzulun aşındırma hızı [ise] su içermeyen (soğuk) buzul kesimlerine kıyasla 16 kat daha etkin. Mont Blanc’ın kuzey yüzünde ölçülen düşük buzul altı erozyon miktarı, buzulların “Avrupa’nın çatısını” aşınmadan koruduğunu gösteriyor. Bu sonuç uzun vadede Alplerin maksimum yüksekliğinin artabileceğine işaret ediyor.” diyor. Yani akarsu aşındırmasının, buzul aşındırmasından daha fazla olduğunu iddia ediyor, ki bu bir hayli ilginç bir sonuç. Ayrıca, Afrika ve Avrupa’nın hala yakınsamaya devam ettiği Alp dağlarındaki yükselme hızının erozyona baskın gelebileceğini -çünkü artık buzul aşındırması için olduğundan fazla değer biçilmiş göründüğünü- ifade ediyorlar.
Yazının devamını okumak için buraya tıklayın

Dağlar ovaya, ovalar sulara, …

Blogun ana sayfasında bir takım değişiklikler yaptım geçen hafta. Bunlardan ilki gereksiz bir takım panelleri çıkartıp -örneğin güncel depremler, ay ay kaç posta yapıldığı bilgisi- onların yerine kategori bulutu koymak oldu. Kategori bulutunu koyduğumda gördüm ki dehşetengiz bir tablo çıkmış ortaya: jeofizik konusunu neredeyse tamamen ihmal etmişim! Oysa aklımda bu blogu denklemlere boğmak, hatta denklemleri de öyle iğrenç formlarda yazıp, okunması neredeyse imkansız bir hale getirmek vardı. Çünkü öğrenmiştim ki wordpress, \LaTeX kodu girilmesini destekliyordu. Bir nebze olsun bu gayemi gerçekleştirmek için uzun zamandır yazmayı istediğim bir konuyu buraya davet ediyorum: Dağların sonunu getiren erozyon ne kadar etkindir!

Şekil 1. Himalaya topoğrafyasının erozyon etkisiyle zaman içinde nasıl yok olduğunu gösteren iki boyutlu bir yayılım modelinin sonucu. Ma milyon yıl, Ga ise milyar yılın kısaltmasıdır. Model GNU Octave ile kodlanmış ve görseleştirilmiştir.

Yeryüzünde canlı cansız herşey suya ulaşmak ister. Dağlar da bu eğilimden nasibini er ya da geç alır. Bir dağ sırası artık tektonik etkenler tarafından yükseltilemiyorsa, erozyon yavaş yavaş dağları törpüleyerek eğimi ortadan kaldırmaktadır. Mesela yaklaşık 500 milyon yıl önce (500 Ma) meydana gelen ve gençken Himalayalar kadar yüksek olan Kaledonya dağ kuşağı* günümüzde 2000 metre yüksekliklere ancak ulaşmaktadır.

Eğer matematik bana göre değil diyorsanız ilerlemeyin