Zamanın lekeleri

black-screen-1080

Mevcudiyetimizde zaman lekeleri vardır,
Belirgin bir üstünlükle alıkoyar,
yenileyici bir erdemi — çökmüşken
Yanlış bir fikir ya da kavgacı bir düşüncenin,
Ağır bir nesnenin veya daha ölümcül bir ağırlığın altında,
Önemsiz işlerin ve günlük ilişkilerimiz sırasında–
zihinlerimiz oradan beslenir
Ve gizlice iyileşirler,
Öyle bir erdem ki, mutluluğu artıran
İçe işleyen, yukarılara daha yukarılara
Çıkmamızı sağlayan ve düştüğümüzde bizi ayağa kaldıran

W.Wordsworth, Prelude Book XII (1888)1

Zihin, eski anılar ve deneyimlerle kendini iyileştirebilir mi gerçeken? Keşke öyle olsa. Geçen seneye umutla başlamak ne de güzeldi oysa. Pek de sık yazmadığımı farketmişsinizdir. Nasıl mümkün olabilir böyle bir dünyada, git gide korkunçlaşan bir dünyada ve özellikle bu coğrafyada? Göller bölgesinin şairi için zamandaki lekeleri insanı iyileştiren, düştüğünde ayağa kalkmasını sağlayan, sistem dışı kaçamaklarken, burada yaşayanların zamanı birbiriyle birleşerek koca bir karanlığa dönüşmüş lekelerden ibaret. Öyle kolay değil ilham almak artık.


  1. There are in our existence spots of time,
    That with distinct pre-eminence retain,
    A renovating virtue, whence–depressed,
    By false opinion and contentious thought,
    Or aught of heavier or more deadly weight,
    In trivial occupations, and the round,
    Of ordinary intercourse–our minds,
    Are nourished and invisibly repaired;
    A virtue, by which pleasure is enhanced,
    That penetrates, enables us to mount,
    When high, more high, and lifts us up when fallen. 

İngilizler çağdaş dağcılığı nasıl yarattılar? – II. Kısım

Kaldığımız yerden Duygu Başoğlu’nun çevirisiyle devam ediyoruz.

Görüldüğü üzere dağcılık Viktorya dönemi Britanya’sında üst-orta sınıfın kendini diğer toplumsal sınıflardan ayırmasının bir yolu olarak ortaya çıktı (bu toplumsal ayrım dağcılığın amacı olmasa da önemli sonuçlarındandı). Ancak dağcılığa çok farklı bir açıdan da bakılabilir, bugüne kadarki görüşümüzden tamamen farklı bir açıdan: Alpinizm katı sosyal sınırlar çizmek ve kişiyle diğer sınıfların mensupları arasındaki farkları vurgulamak için bir araç değil, bu denli sert bir sosyal düzenden kaçmanın bir yolu olarak da görülebilir. Alplerde Britanyalı orta sınıf dağcılar kendi ülkelerinde sahip olmadıkları türden bir özgürlüğü tadıyorlardı. Bu çıkış yolu sayesinde Britanya’daki güçlü sosyal düzen bazı orta sınıf mensupları için daha yaşanabilir oluyordu. Ara sıra kaçabildikleri için Britanya’ya döndüklerinde sınıf farklarını vurgulayarak yaşayabiliyorlardı.
Yazının devamı için tıklayın

İngilizler çağdaş dağcılığı nasıl yarattılar?

Mayıs ortasıydı yanlış hatırlamıyorsam; SummitPost’ta Koen van Loocke tarafından kaleme alınmış bir yazıya denk geldim: İngilizler Çağdaş Dağcılığı Nasıl Yarattılar?” Yazı, İngilizlerin, sanayi devrimi sonrası değişen toplumsal yapının etkisiyle ve hem emperyalizm hem maskulinitenin başat değerlerinin izinde dağcılığın nasıl icat ettiğini ele alıyor. Yazım dili bakımından oldukça basit ve yer yer tekrarlara başvuran makale, benim daha önceden hazırladığım “Preuss’u nasıl okumalıyız?“, “Vahşi doğa, dağcılık ve estetik algısı“, “Saflığın etiği“, “Hodgkin ve Peck” yazılarımda parça parça değindiğim hikayeyi daha az teferruatlı ama bütüncül biçimde ele alıyor. İçimden dedim ki, madem ben bu yazıdan faydalandım, neden blogu takip eden dağseverler de faydalanmasın? Yazarla yaptığım yazışma sonunda Türkçe tercümesini yayınlamama izin verdi. Yazının tercümesini üç kişi paylaştık. Tamalanan ilk kısmı şimdi yayına alıp geri kalanları üzerinde de çalışmaları tamamlayıp bloga yükleyeceğim.
Yazıyı yayınlamama izin veren Koen van Loocke’ye tekrar teşekkür ediyorum.
Yazının devamı için tıklayın

Torre ve Yosemite

Bir dağ filmleri festivali daha sona erdi. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Türkiye gibi kurumsallaşma sorunları olan bir ülkede, 10 sene boyunca, hem de hedef kitlesi oldukça hızlı bir şekilde değişen bir festivali istikrarla yapmak hiç kolay bir iş değil… Bu sene festivale tek gün katılabildim. Dağ ve Tırmanış gecesi kapsamında “Cerro Torre” ile “Vadi İsyanda” filmleri, azımsanmayacak bir doğa sever topluluğunun katılımıyla gösterildi. İki film de dağcılık tarihinde büyük öneme sahip konuları ele alıyor.

İlki, Lionel Terray’ın “imkansız dağ” olarak addettiği Cerro Torre’nin, Yazının devamı için tıklayın

Saflığın Etiği

Yine de bütün deneyim seyahat edilmemiş dünyaya doğru
Parlayan bir kemerden ibarettir,
Ben hareket ettiğim zaman, sınırları her zaman ve her zaman solan.

Ulysses, Alfred Lord Tennyson (çeviri: Vehbi Taşar)

Yapmayı çok sevdiğim şeylerden birisi dağcılıkla ilgili çıkan akademik makaleleri araştırmak ve okumaktır. “Dağcılıkla ilgili bilimsel akademik çalışma olur muymuş?” demeyin, o kadar çok ki! Yazının devamı için tıklayın

Ejder avcıları

Leslie Stephen, dağcılığın ‘Altın Çağı’ olarak bilinen dönemin en meşhur tırmanıcılarından biriydi. Ayrıca meşhur bir yazar, gazeteci, edebiyat eleştirmeni, Cambridge üniversitesinde okutman ve editör; bu kimliklerinin dışında Virginia Woolf’un babası olması da cabası1… Viktorya döneminin acayip kentli alışkanlıklarından “yürüyüşe çıkma”yı, aşırı ileriye götüren; Sırf Alpin Klübü yemeğine katılmak için Cambridge’den Londra’ya yürüyüp, yemekten sonra aynı yolu geri dönecek kadar fanatik bir yürüyüşçüydü (yaklaşık toplamda 100 km!)2. O yüzden kimse Virginia neden delirdi diye sormasın.
Yazının devamı için tıklayın

Süreli yayınlar

Naci Beytekin kargo

Blog sayesinde tanıştığım, yazıştığım sevgili Naci (Beytekin) Bey, dağcılığa başladığı 1990’lardaki dağcılık ve tırmanış ile ilgili kaynaklara ulaşım koşullarını geçen gün bana yazdığı bir epostada şöyle dile getirdi: “o zamanlar Bursa’da yaşayan birinin ulaşabileceği bu konuda tek yayın Haldun Aydıngün’ün Aladağlar kitabı ve cumartesi günleri Cumhuriyet dergi ekindeki dağcılık yazılarıydı. Tabii Ankara ve İstanbullular daha şanslıydı. Sonradan üniversite dağcılık kulüplerinin yılda bir sayı da olsa dergi çıkardıklarını fark ettik ve edinmeye başladık. Daha sonra da eski sayıları olanlardan alıp fotokopilerdik.”
Yazının devamı için tıklayın

Festival mevsimi

Geçen sene beni en çok heyecanlandıran kültür etkinliklerinden birisi, belki de teki “Dağ Filmleri Festivali‘ydi. “Türkiye’nin ilk ve tek Dağ, Doğa, Çevre ve insan temalı festivali” olan Dağ Filmleri Festivalinin bu sene onuncusu düzenleniyor. Ayrıca geçtiğimiz senelerde İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan gösterimlere bir de Bursa eklenmiş! Bursa’nın ülke dağcılığına katkıları çok büyük; Türkiye’nin ilk dağcılık kulübü Bursa’da kurulmuştu ve sembolü haline gelmiş Uludağ ile çevre illerden birçok kişiyi bu disipline kazandırmıştır. Gösterimler geçtiğimiz hafta Bursa’da gerçekleştirildi (link). Festivalin İstanbul programı ise 24 – 30 Nisan haftasında Beyoğlu Atlas sinemasında gerçekleşecekmiş.

dff 10
Yazının devamı için tıklayın

Vahşi doğa, dağcılık ve estetik algısı

“Büyük şeyler olur,
İnsan dağlarla buluştuğunda”
– William Blake

Tenha yerlerde geziniyor benimle birlikte bir hayalet ve çılgınca sarsıyor benliğimi. Yüzlerce, binlerce, hatta belki de milyonlarca yılın ağırlığını, dehşetini, komedyasını, kabalığını, yalanını ve çılgınlığını ve belki de en çok tutkusunu taşıyor. Egemenliğini sürüyor üzerimde; tüm uzviyetimde ve parçalıyor beni… O hayalet ki, var olduğu tüm dönemlerin ruhlarını toplayarak genişlerken, duygunun düşünceyle bağını kopartıyor, neredeyse Byron’un Childe Harold’s Pilgrimage’de söylediği gibi “Yaşamıyorum kendi içimde, lakin / Parçası olurum çevremdekilerin ve benim için / Yüksek dağlar bir duygudur, oysa / kentlerin uğultusu bir işkence”… Güçlü duygusal uyarılar estetik deneyimin merkezi haline geliyor. Yabanıl doğanın korkunçluğu, canlılığı, güzelliği, yüceliği, ona karşı duyulan merakla birleşince, bu yüzleşmenin doğurduğu tahayyül, hayranlık, dehşet ve huşu, dağlardan daha görkemli başka nerede hayat bulabilir ki!

Grotesk - Bu dünyaya ait olmayan bir manzara. Ay yüzeyi gibi hatta.  Yukarı Kavron vadisinin oluşmasına sebep olan buzulun kollarından biri de bu çanakta gelişip akmaya başlamıştı. Şimdi bu buzulun kalıntısı tamamen kayalar ile örtülmüş vaziyette ve hala alttaki buz tabakasının ve yerçekiminin etkisiyle hareketine ve yatay buzul çatlaklarını andıran bir desen sergilemeye devam ediyor. Bu tür oluşumlara kaya buzulu adı veriliyor. Kaya buzulunun ortasındaki kaya bloğu ise tipik bir hörgüç kaya örneği.

Grotesk – Bu dünyaya ait olmayan bir manzara. Ay yüzeyi gibi hatta.
Yukarı Kavron vadisinin oluşmasına sebep olan buzulun kollarından biri de bu çanakta gelişip akmaya başlamıştı. Şimdi bu buzulun kalıntısı tamamen kayalar ile örtülmüş vaziyette ve hala alttaki buz tabakasının ve yerçekiminin etkisiyle hareketine ve yatay buzul çatlaklarını andıran bir desen sergilemeye devam ediyor. Bu tür oluşumlara kaya buzulu adı veriliyor. Kaya buzulunun ortasındaki kaya bloğu ise tipik bir hörgüç kaya örneği.

Fakat yukarıda anlattığım vecd hâli, yani muazzam doğa karşısında ruhumuzu terfi ettiren hisler evrensel değiller ve ancak iki yüzyıl öncesinin icadıdır. Dağlar, Aydınlanma Çağına kadar geçen yüzyıllar boyunca, özellikle Avrupa kültüründe, tanrının eseri dünyanın müthiş simetrisini, güzelliğini bozan, topografyada bitmiş habis birer ur, bir siğil, çıban ya da sivilce olarak görüldüler. Uğursuzdu dağlar; kötü ruhların ve canavarların gezindiğine inanılırdı derin vadilerinde. Yazının devamı için tıklayın

Mountaineering

Büyük İngiliz şair, edebiyat eleştirmeni ve filozof Samuel Taylor Coleridge, gelecekte İngiltere kaya tırmanışının kalbi olacak Lake District bölgesinin etrafında dolaştığı ve içine sırf zevki için Scafell’in ilk (kayıtlı) tırmanışını da eklediği dokuz günlük yolculuğunun sonunda, 9 Ağustos 1802’de evine döner 1. Scafell’den inerken yaşadığı dehşet verici anları ve baş döndürücü tecrübeyi Sara Hutchinson’a yazdığı mektupta anlatırken

“Kol ve bacaklarım zangırdıyordu – dinlenmek için arkama yaslandım, ve alışkanlığım olduğu üzere deliler gibi gülmeye başladım, üzerimde her iki tarafta yükselen kayaların görüntüsü, ve onların üzerinde coşkun bulutların ürkütücü biçimde ve hızla kuzeye doğru geçmelerine korku ile boyun eğdiğim an. Neredeyse kahince bir trans ve hazza nail oldum – yüksek sesle şükrettim tanrıya, Akıl ve İradenin kudreti için, ki geride kalan hiçbir Tehlike hakkımızdan gelemez.”

Yazının devamı için tıklayın