Uluslararası Dağ Günü

UDGDün bir arkadaşımın önerisiyle başlıktaki konuyu ele almaya karar verdim. 11 Aralık, yani dün Uluslarası Dağ Günü’ydü. Belirli gün ve haftaları bayram olarak adlandırmak da adetimizdir, dolayısıyla Beynelmilel Dağ Bayramı olarak da kutlayabiliriz değil mi (ehem, burada dalga geçiyorum tabii ki). Ancak bu günün hikayesini ve kimin koyduğunu anlamak için Birleşmiş Milletler Günden 21’e gitmemiz gerekiyor1:
Yazının devamı için tıklayın

Aladağlar’dan ortaya karışık

Son bir ayda iki kez Aladağlara gittim. Her vadisi bambaşka karaktere sahip dağ sırasında insana bir ömür boyunca yetecek kadar farklı manzara ve tecrübeler bekliyor. İlk defa Aladağları gördüğüm zamanı hatırlıyorum da, Niğde’den Çamardı’na doğru yaklaşırken Demirkazık ve uydularının görkemli pozunu, derin kanyonların davetkar gizemini… İlk gidişimden beri neredeyse onbeş yıl geçmesine rağmen heyecanımdan hiçbir şey kaybetmediğimi duyumsamaktan mutlu oluyorum. Aranızda oraları görmemiş kimseler varsa lütfen bir yolunu bulun ve bu sarp coğrafyanın misafiri olun.

Son bir ayda yaptığım yolculuklarımdan hoşuma giden dört tane kareyi paylaşmak istiyorum.

National Geographic Türkiye arşivindeki dağ ve dağcılık yazıları

National Geographic Türkiye dergisinin geçtiğimiz üç ay boyunca verdiği 2001 – 2012 yılları arasındaki tüm sayılarını içeren arşiv DVDlerini karıştırmak ne zamandır aklımdaydı, lakin bir türlü vakit bulamamıştım. Dün gece uykumun da olmamasından doğan zamanda biraz eski dergileri karıştırdım. Epey eğlenceliydi. Bir de dergileri içinde arama yapmak da mümkün olunca ben de “Dağcı”,”Dağcılık” ve “Tırmanış” kelimelerini aratıp ilgili yazıları sıraladım. Sonuçta hepimizin faydalanabileceği bir okuma listesi çıktı ortaya. Bu yazılardan bazıları ben de zaten var, ama olmayanları da Kadıköy’deki sahaflardan toplayabileceğim bir liste oluşturmuş oldum. İşte liste:
Yazının devamı için tıklayın

Anaximander’in rüyası

Gündüz vakti rehberimiz güneş ışınları. Her şey açık ve aydınlık… Güneş gittiğinde ise onun yerini bilinçsizce yapılan yapay dış aydınlatma alıyor. Tek fırsatımız geceleri doğacakken, yıldızları ve gökyüzünü görme şansımız tamamen ortadan kalkıyor. Yıldızları unutuyoruz. Yapay ışık ve yaygın aydınlatma ile karanlıkta yakınımızdaki nesneler keskin biçimde belirirken, o anla birlikte uzak görüşü, yıldızların gösterdiği yolu (aslında uzaklık kavramını) da kaybetmiyor muyuz? Gökyüzünü unuttuğu zaman insan, mukayesenin, ‘insan durumunun’ en kat’i referansını ortadan kaldırdığında kendi kendisini tek efendi olarak ilan etmesi beklenmez mi? Öte yandan şehir ışıklarının bizi mecbur bıraktığı, ufuk çizgisinin altında seyreden bakışlar kendimizi geniş perspektiften değerlendirmemize engel değil midir –nasıl dar görüşlü bir efendilik kibiridir bu? Oysa düşünmek istediğimizde, zihnimiz meşgulken, gayriihtiyari kafamızı birazcık yukarıya kaldırmaz mıyız? Hafifçe gözlerimizi kısık düşünmez miyiz, düşlemez miyiz?
Karakaya5
Yazının devamı için tıklayın

Dağ Filmleri Festivali (kısım IV)

Festivalin dördüncü günü olan Cumartesi çok merak ettiğim üç film vardı gösterimde: “Özgür Kurtlar”, “K2: Himalayaların Sireni” ve “Shackleton’un kaptanı”. Ortalama 80 dk süren filmlerden sonra canımın çıkacağını tahmin ediyordum. Ancak Fransız Kültür’ün Taksim’de olay çıkması istihbaratını almasıyla binayı kapatmaya karar vermesi üzerine 19’daki “Shackleton’un kaptanı” filmi Salı gününe (dün) ertelenmiş oldu. İyi de olmuş, çünkü bu yapımların her biri dikkat isteyen yapımlar.
Yazının devamı için tıklayın

Dağ Filmleri Festivali (kısım III)

Festivalin üçüncü günü olan Cuma, tek filme gitmeyi planlamışken ikinci filmi de bari göreyim diyerek iki film birden seyretmiş oldum. Saat 19:00’da gösterime giren İlk film “A Fine Line (ince bir çizgi)” orijinal ismi ve “Hayatımın Zirveleri : Sınırlarda Yaşamak” Türkçe ismine sahip. Hayatımın zirveleri, Jornet’in projesinin ismi; yani uyduruk birşey değil. Filmde son yılların en insanüstü atleti Katalan Killian Jornet-Burgada’nın koşarak ve kayakla dağları akılları zorlayan bir hız ve dayanıklılık ile aşmasını konu ediyor. Killian’ın küçüklüğünden beri ailesiyle birlikte dağlarla iç içe sürdüğü yaşantının, yetiştiği çevrenin spor kültürünün ve sınırlarını sürekli zorlayan hedeflerinin etkisiyle nasıl bu noktaya geldiğini açıkça görebiliyorsunuz. Yazının devamı için tıklayın

Dağ Filmleri Festivali (kısım II)

Bill Tilman (1898–1977)

Bill Tilman (1898–1977)

There is something in common between the arts of climbing and sailing. The sea and the hills offer challenges to those who venture upon them and the acceptance of these and the meeting of them as best he can lies in the sailors or mountaineers reward — HW Tilman

Geçen Perşembe günü benim için harika bir sürpriz oldu diyebilirim. “Mekanlar arasında (Between places)” başladığı an ekranda yer alan epigraf sürprizin kendisi, yani yukarıda yazan Bill Tilman’ın sözleri. Sık sık tekrar ederim, benim dağcılık kahramanlarım Eric Shipton ve Bill Tilman ikilisidir diye. Shipton’a geçen sene çok kısa değinmiştim (yazı). Tilman için kısmet bu güne imiş. Yazının devamı için tıklayın

Dağ Filmleri Festivali (kısım I)

Yıllardır festivale katılabilmek için can atarım ama festival haftasında asla İstanbul’da olamam! Ama bu sene farklı, her gün en az bir filme gidebiliyorum. Biletlerimi ise önceden aldım. Değmeyin keyfime! Bu sene festivalin 9. yılı (Festivalin web sayfası için burayı tıklayın). Bu seneye kadar festivalin izleyici sayısı ve gösterimdeki filmler sürekli artmış. Mesela geçen sene toplamda 12 bin kişi izlemiş filmleri. İlk senesini saymazsak, bence festivalin en büyük özelliği çok sayıda Türkiye menşeli filmlere yer ayırması olmuştu. Yazının devamı için tıklayın

Tungsten (W)

Başlık Tungsten; yani Wolfram elementinin diğer adı; yani Uludağ’daki eski madenden çıkartılan cevherin içeriği; yani İsveççe anlamıyla sağlam taş. Fakat Uludağ’daki derinlik kayaçlarının mevcut hali için bunu söylemek zor. Fakat bu yüzeyleri buz ve kırağı örttüğü zaman…
Yazının devamı için tıklayın

Orası da neresi?

Aladağlar’ı sunduğu dağcılık potansiyelinin çok çok altında kullanıyoruz. Bunu birçok kez dolaylı ve doğrudan dile getirdim. Ama tabii sürekli söylenerek olmuyor. Biraz provokatif olmak gerek herhalde, ufak tefek de olsa birşeyleri düzeltmek için. O yüzden şimdi sizinle muhteşem bir fotoğraf paylaşacağım (Foto 1). O gün dergiyi gazete bayiinde gördüğümde (ki dağcılık konulu yazının kokusunu çok uzaktan alırım), kapak fotoğrafındaki Direktaş’tan etkilenip “oh be Atlas’ta tekrar dağ fotoğrafları olacak” demiştim1. İçeriği gördüğümde ise sevinçten çıldırmıştım. Bu denli güzel fotoğraflar, renklerin, hareketin ve yabanıllığın coşkusunu bu kadar iyi veren fotoğraflara bakmayalı kim bilir ne kadar zaman geçmişti! Yazının devamı için tıklayın