Leviathan

2011 yılında Dağcılık ve Dağ Etkinlikler Gözlemevi (l’Observatoire des Pratique de la Montagne et de l’Alpinisme, OPMA) ona yakın dağ/dağcılık odaklı çalışan derneği bir araya getirmiş ve sonucunda şu kritik öneme sahip şu soruyu esas alarak bir manifesto hazırlamışlar:

günümüzde ve gelecekte, toplumumuzda dağ aktiviteleri için mahal kalacak mıdır?

Sorunun öncülü:

Günümüzde bu pratikler artan arazi planlaması süreçleri ve dağlık bölgelerin kalkınması yüzünden zayıflamıştır; [Bu pratikler] aynı zamanda artan çevresel ve güvenlik bilinci endişeleri ile kısıtlanmış ve özellikle gençlerin ilgisini daha çok çeken sporlar ve boş zaman faaliyetlerinin önemli ölçüde çeşitlenmesiyle yüzleşmek zorunda kaldıkları için önem dereceleri düşmüştür. Peki dağcı ve dağ aktiviteleri gereken ortamı için nasıl koruyabiliriz? Onların [dağ ve dağ aktivitelerinin] toplum için ilgiye değer meşgaleler olmalarını bir defa daha nasıl sağlayabiliriz?

Özellikle Türkiye gibi hem doğal varlıkların hoyratça sermayenin çıkarına kurban edildiği hem de toplumun güvenliği için kamusal alan olmaktan çıkartıldığı bir ülkede, herhalde bu soru üzerinde önemle durulması gereken bir tartışmayı hak etmektedir. Sevdiğim bir yazar “hayatlarımız, yerinden edilmiş doğanın üzerine kurulu […] mekanlarda geçiyor” diyor. Bütün bu dönüşümü yaratmak için gereken hammaddenin ve enerjinin de doğadan geldiğini, yine doğa pahasına geldiğini de ben ekleyeyim. Geçen gün bir bakkal hesabı ile hayret verici bir sonuca ulaştım. Türkiye’nın inşaat sektörünün yıllık çimento üretim istatistiklerine rastladım. Çimento, biliyorsunuzdur, kireçtaşı ve alçıtaşı kullanılarak üretilir. 2010’da 63 milyon ton olan üretim, 2014’te 71 milyona çıkmış, büyüme hızı %3,2. Normalde bir birim kireçtaşından bir birimden daha az çimento üretilir. Ama ben 1:1 oran alıp en az etkiyi göstermek istiyorum. 63 milyon ton yaklaşık 27 milyon metreküp kaya kütlesi demektir. Sezgisel ifade edersem 300m x 300m x 300m (olimpik bir havuzun 50m x 25m x 2m olduğunu düşünürsek 10,800 adet olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar çimento) ya da 1500m x 50m x 50m ortalama ölçülerine sahip Ballıkayaların kanyon hacmini 7 kez dolduracak kadar çimento. Geçenlerde Dedegöl dağlarıyla ilgili taş ocağı olarak işletilmesine yönelik planları duyduk. Yarın Aladağların bir kenarında mikro HES yapacaklarını da duyacağız. Her geçen gün hayatımıza anlam katan, sağladığı ekosistem hizmetleriyle halkları yaşatan bu narin varlıkları kaybedeceğiz.

Sanırım günümüz dağcısı ya da tırmanıcı ve onların üst çatısı olan federasyonları bekleyen esas kırılma noktası cemiyetleşebilme meselesinden çok gerçekten üzerine tırmanılacak “doğal arızaların” kalıp kalmayacağı sorusu. O halde manifestoya geri dönelim; dağcılığın ruhunu şöyle tanımlamış:

Kendine özgü teçhizat ve teknikler gerektiren ve özgürlük, adanmışlık, sorumluluk, özyönetim, takım ruhu ve dayanışma gibi olumlu değerlerin paylaşılmasına işaret eder.

Söylemesi bile heyecan verici bu nitelemelerin yüklediği sorumluluğu hissediyor muyuz?

Yorumunuzu buraya bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s