Anaximander’in rüyası

Gündüz vakti rehberimiz güneş ışınları. Her şey açık ve aydınlık… Güneş gittiğinde ise onun yerini bilinçsizce yapılan yapay dış aydınlatma alıyor. Tek fırsatımız geceleri doğacakken, yıldızları ve gökyüzünü görme şansımız tamamen ortadan kalkıyor. Yıldızları unutuyoruz. Yapay ışık ve yaygın aydınlatma ile karanlıkta yakınımızdaki nesneler keskin biçimde belirirken, o anla birlikte uzak görüşü, yıldızların gösterdiği yolu (aslında uzaklık kavramını) da kaybetmiyor muyuz? Gökyüzünü unuttuğu zaman insan, mukayesenin, ‘insan durumunun’ en kat’i referansını ortadan kaldırdığında kendi kendisini tek efendi olarak ilan etmesi beklenmez mi? Öte yandan şehir ışıklarının bizi mecbur bıraktığı, ufuk çizgisinin altında seyreden bakışlar kendimizi geniş perspektiften değerlendirmemize engel değil midir –nasıl dar görüşlü bir efendilik kibiridir bu? Oysa düşünmek istediğimizde, zihnimiz meşgulken, gayriihtiyari kafamızı birazcık yukarıya kaldırmaz mıyız? Hafifçe gözlerimizi kısık düşünmez miyiz, düşlemez miyiz?
Karakaya5

Şimdi her şey çok farklı. Ne kadar çoklar ve nasıl da parlaklar. Bütün bir geceyi aydınlatacak kadar çoklar. Ayrıcalığa bak sen! İnsan kafasını kaldırdığı zaman, zor değil tahmin etmek eskilerin heyecanını. İşte öyle bir akşam, orta Anadolu platosunun yeknesak mevcudiyetini merhametsizce yırtan bir yerde gözlerimi dikmişim göklere; düzlükten ansızın yükselen, kırıklı, parça parça, arızalı ve koyu renkli bir kayalık topoğrafyanın içinde. Medeniyet, bir an için, ışıl ışıl parlayan yıldızlar kadar uzak neredeyse. Bütün geceyi aydınlatacak kadar çok yıldız var ve aynı etrafımdaki granit gibi gök kubbeyi sistemli çatlak hatları ve gelişigüzel çatlaklarla bezemişler… Sanki kırılıp başımın üzerine yağacak. Dio’nun tavsiyesine uyup yıldızların ışığı altında buranın masalsılığını yazmasam iyi olur, yoksa Shakespeare’in “A midsummer night’s dream”ine döner ortalık. Bizim dışımızda kampta bulunanların bundan dolayı çok memnun olacağını zannetmiyorum; velhasıl arkam ağaçlık, kesin bir yerlerde saklanıyordur periler.

Burası bir granit sokulumu 1. Granit bir derinlik kayacıdır, yani yüzeyde oluşmaz. Sıcak taş hamuru, derinlerde yavaş yavaş soğurken bu sayede kristallenir. Zaten adı da buradan gelmektedir kayacın: Granül gibi parçalardan oluşmuştur bu kayaç; kuvars, feldspat, mika ve eser miktarda koyu mineraller. Bir de tabii derinden gelirken bünyesine etraftan parçalar da alır. Bunlara xenolith diyoruz. Çoğunlukla granitten daha sağlamdır ve koyu renkli bir takım çıkıntılar olarak göze çarpar. Hani bir rotayı çıkarken çok zorlandığınız ve basamak bulamadığınız zaman, birden bire yumurta gibi bir çıkıntı görüp tırmanışı kurtarıyorsunuz ya, işte onlar bunlar. Graniti yüzeyde görmemizin sebebi çoğunlukla etrafındaki ondan daha az dayanıklı kayacın zamanın testine dayanamayıp aşınması ve/ya hem yükselimi sağlayacak hem de aşınmayı ivmelendirecek faktörlerden düşey atımlı bir fay hareketi yardımıyla yüzeye çıkmasıyla ilişkilidir. Nitekim bu yazının konusu olan Eskişehir’in yaklaşık 70 km doğusundaki Kaymaz (Karakaya) graniti, kuzeyinde yer alan yığışım karmaşığı ve güneyindeki genç çökellere nazaran daha dayanımlı olduğu için, ayrıca hemen kuzeyinde yer alan fayın muhtemel bir hareketinin etkisiyle yüzeye çıkmış ve karşımızda yumuşak kıvrımlı hatlarıyla bizi kucaklamaktadır. Muhtemel fay hareketinin kontrolünde dememin sebebi, Google Earth görüntüsüne kuzeyde yer alan Kaymaz fayının KB – GD yönelimini çizdiğim zaman granit üzerindeki eklem sistemiyle gayet uyumlu olduğu kanaatine varmamdan arada jenetik bir ilişki olmasa bile geç dönem deformasyonun granit üzerinde etkisi olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor.

Google Earth görüntüsü. Kuzeydeki kırmızı çizgi Kaymaz fayını gösteriyor. Granit üzerinde faya paralel çatlaklara baksanıza!

Google Earth görüntüsü. Kuzeydeki kırmızı çizgi Kaymaz fayını gösteriyor. Granit üzerinde faya paralel çatlaklara baksanıza!

Literatürde bu granitin yüzeylenmesine dair hususi bir bilgi yok, ancak büyük ölçekli çalışmalarda genel bilgiler yer alıyor 2. Granitin yaşı ise muhtemelen 30 kilometre kadar doğusunda yer alan Sivrihisar granitinde yapılan yaş tayinlerine yakın olmalı: yani 50 – 60 milyon yıl veya daha genç. Granitlerin yüzeyde sergilediği kendine has şekilleri vardır. Yukarıda bahsettiğim gibi kütlenin dilimlendiğini, ayrıca boylu boyuna çatlak sistemlerinin geliştiğini görmüştür granitlere gidenler. Bu çatlaklardan bazıları gayet sistemli ve parçaların birbirinden yarılarak ayrıldığı (eklem), bazıları ise gelişi güzel (çatlak) dağılmıştır. İsterseniz bunların nasıl oluştuğuna bir bakalım.

Granit yüzeye çıkarken hani etrafındaki ve üzerinde yer alan malzeme aşınıp gidiyordu ya, işte bu üzerindeki ve çevresindeki basıncın da azalmasına sebep olur. Bu basınç azalırken, ilksel olarak sıkışmış kaya, eklemler boyunca açılmaya (rahatlamaya) başlar. Gerilmelerin en ciddi miktarda azalması düşey bileşende meydana gelir. Böylece topoğrafyayı izleyen düzlem boyunca (yani yerden bakan bir gözlemci için yatay) birçok dilimlenme meydana gelir. Bu tür dilimlenme/eklem sistemine exfoliasyon adı verilmektedir. Granite hem yatay dilimlenme hem de soğan zarı biçiminde aşınma göstermesine sebep olan yapı bu isimle anılır. Gerçi bu anlattığım açıklama son yıllarda epey tartışılıyor ve laboratuvar deneyleriyle daha uyumlu bir teori geliştirildi. Fakat temel prensip aynı. Gerilmenin düşey istikamette azalması ve buna mukabil yatay düzlemde sabit kalan sıkışmanın etkisiyle (bir faylanma olsun ya da olmasın) çok çeşitli yapılar meydana geliyor. Bir de bu çatlak ve eklemlerde yer altı suyu devridaim ettiğinde köşeler de yumuşuyor.

Bunlar genel bilgiler. Gitmeden önce biraz bu granite özgü araştırma yaptım. Bunlardan en ilginci bu granitin ortalama granit bileşiminde olandan çok daha fazla radyoaktivite içerdiğini belgeleyen bilimsel bir yayın 3. Tabii bunu görünce epey heyecanlandım; yani normal dozda aldığımdan daha fazla radyasyonu pek tercih etmeyeceğimden. Ama makalenin yazarlarından birisiyle yaptığım yazışma sonucunda, çok da endişelenmemem gerektiği; sorunların ancak uzun süreli maruz kalmalarda risk oluşturabileceği; ayrıca Karakaya köyünde radyasyona bağlı gelişen herhangi bir hastalığın belgelenmemiş/gözlenmemiş olduğunu bildirdi. Yine de tabii giderken kendi suyumuzu götürdük yanımızda (gerçi o da tırmanışın ikinci günü bitti)!

Exfoliasyon ve bir kaya mezarı.

Exfoliasyon ve bir kaya mezarı.


Buraya ilk gelişim. Daha evvel methini çok duydum hatta bir tırmanış rehberi bile var (pdf). Ancak geçtiğimiz haftasonuna kısmetmiş. Güç olmasın geç olsun. Burası çok ideal bir tırmanış alanı. Kamp ile kayalar içiçe, ki kamp yeri gerçekten çok komforlu: piknik masası, ağaçlar ve ileride bir (radyoaktif)çeşme. Ayrıca kütlenin etrafında yürüyüş yapmak için bir takım olanaklar; çiçekleri, böcekleri, hayvanları incelemek isteyenler için de farklı türler var. Bu anlamda hakikaten çok tatmin edici bir yer burası. Kaya kalitesi ve sağladığı geleneksel ve spor tırmanış repertuvarı ise paha biçilmez. Benim için tek ufak sorun İstanbul’a dört saat uzakta olması.

Son olarak başlığın ne anlam ifade ettiğine geleyim: Anaximander’in rüyası. Anaximander’in kozmolojisinde4 biri diğerinden daha büyük iki devasa at arabası tekeri Dünya ile aynı dönme ekseni üzerinde ve onun etrafında dönmektedir. Bu daire kesitli tekerleklerin içi ateş doludur ve üzerlerinde yer alan deliklerden ateş gözükür. Uzaktaki tekerdeki delikler Güneş ve ay, yakındakiler ise yıldızları oluşturur. Anaximander bu teorisiyle dönen küre hipotezinin de öncüsü sayılır. Karakaya’da gökyüzüne şaşkınlıkla bakarken, yıldızların ateş dolu bir çember üzerindeki delikler olduğunu düşünmeden edemiyordum. Karşımda da ateşten soğumuş bir granit olunca, bütün bunlar insanı bir rüya alemine taşıyordu. Birbirinden iki farklı dünyayı düşünürken de aklıma bir ekinoks rüyasını getiriyordu bunlar. Tek eksiğim uzun pozlama yapabileceğim lanet olası bir fotoğraf makinasıydı işte!

NOTLAR

Karakaya6


  1. Granitten kabaca bahsetmiştim eski bir yazımda (link
  2. Delaloye, M. ve Bingöl, E., 2000. Granitoids from western and northwestern Anatolia: geochemistry and modeling of geodynamic evolution. Int. Geol. Rev. v. 42, pp. 241–268 
  3. Örgün, Y., Altınsoy N., Gültekin, A.H., Karahan, G., ve Çelebi, N., 2005. Natural radioactivity levels in granitic plutons and
    groundwaters in Southeast part of Eskisehir, Turkey. Applied Radiation and Isotopes v.63, pp. 267–275 
  4. Anaximander ve kozmolojisi hakkında Popper, K. The world of Parmenides: Essays on the presocratic enlightenment. Ed: A.F. Petersen, Routledge, xi+328pp., p.11 ve at arabasının iki tekerleği için (link) adresine bakabilirsiniz. 

One thought on “Anaximander’in rüyası

Yorumunuzu buraya bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s